201802.09
0
0

TÜRK HUKUKUNDA BOŞANMA SEBEPLERİ

Özel Boşanma Sebepleri

  • Zina

Zina, evli bir erkeğin karısından başka bir kadınla veya evli bir kadının kocasından başka bir erkekle isteyerek cinsel ilişkide bulunması demektir. Medeni Kanun 161/I’ de “eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir” demekle zinayı bir boşanma sebebi olarak kabul etmiştir.

  • Şartları

Zinanın varlığı için davanın tarafları arasında geçerli bir evlilik ilişkisinin bulunması gerekir. Yok hükmündeki evliliklerde zina söz konusu değildir. Yok evliliklerin aksine batıl evlilikler hakimin evliliğin iptali kararına kadar geçerli bir evlenmenin hükümlerini doğuracağından iptal kararının kesinleşmesi tarihine kadar zinadan bahsolunur.

Zinanın söz konusu olabilmesi için, eşlerden birinin eşinden başka bir kimseyle cinsel ilişkide bulunmuş, yani cinsel ilişkinin fiilen gerçekleşmiş olması şarttır. Cinsel ilişki girişiminde bulunmak zina değildir. Ancak, zinanın mutlaka birden çok olması yani tekrarlanması da şart değildir. Eşinden başka birisiyle bir tek defa bile cinsel ilişkide bulunmuş olmak, zina sebebiyle boşanmak için yeterlidir. Diğer taraftan, eşlerden birinin zinasından söz edebilmek için o eşin kendi cinsinden farklı cinsten bir kimseyle cinsel ilişkide bulunmuş olması gerekir. Cinsel ilişki aynı cinsten kişiler arasından gerçekleşirse zina sayılmamakla birlikte, bu durum diğer koşulların varlığı halinde evlilik birliğinin temelinden sarsılması ya da haysiyetsiz yaşam sürme davasına konu teşkil edebilir.

Öğretide zina için “tam ve normal bir cinsel ilişki” şarttır. Yargıtay, zina için gerekli ortama girilmiş ancak elde olmayan nedenlerden dolayı eylem eksik kalkışma derecesinde kalmışsa bile bu hareketi zina nedeniyle boşanma için yeterli saymaktadır. Yasa eşlerin birbirine karşı sadakat yükümlülüğünü bozan ahlaki zayıflığı boşanma nedeni saymıştır.

Eşlerden birinin zinasının boşanma sebebi oluşturabilmesi için, zina eden eşin cinsel ilişkiye bilerek ve isteyerek girişmesi yani kusurlu olması şarttır. Zina eylemini gerçekleştirenin ayırtım gücüne sahip olduğu yolunda bir karine vardır. Karinenin aksini savunan savını kanıtlama zorundadır. Zina eyleminin anlamını kısmen anladığı halde bu eylemi gerçekleştiren kusurlu sayılır.

Zorla uyuşturucu madde verilerek veya bayıltılarak tecavüze uğrayan kadın kusurlu sayılamaz. Yaşama ve sağlığa yönelik ciddi tehditle yapılan zina boşanma nedeni sayılamaz. Mala karşı yapılan tehdidin etkisiyle gerçekleştirilen cinsel ilişki zina sayılır. Zaruret halinde kusur ortadan kalkar.

Zina mutlak bir boşanma nedenidir. Kocanın cinsel ilişkide bulunmak konusundaki iktidarsızlığı, kadının rahminin bulunmaması, cinsel soğukluk ve ilgisizlik hiçbir şeyi değiştirmez. Böyle bir neden sadakatsizliği ve cinsel ilişkiyi meşrulaştırmaz. Her iki eş de zina eylemini gerçekleştirmişse her iki eş de birbirlerine karşı zina nedeniyle boşanma davası açabilirler.

  • İspat

Zina her türlü kanıtla ispat edilebilir; zinanın mutlaka suç üstü yapılmak suretiyle ispatı gerekmez. İspat konusunda genel kural zina davalarında da geçerlidir. İspat yükü davacıdadır.

Davalının ikrarı başlı başına hakimi bağlayan bir kanıt sayılamaz. Aksi takdirde, iki tarafın anlaşması ile boşanmaya cevaz verilmiş olurdu.

Zina sebebine dayanılarak açılmış olan bir boşanma davasında, davalı eş diğer eşin de zina etmiş olduğunu iddia ve ispat etse bile, bu durum açılmış olan davayı düşürmez; yani “zinalar takas ve mahsup edilemez.

  • Dava hakkının düşmesi

Zina davasına hakkı olan kadın veya koca, boşanma nedenini öğrendiği günden itibaren altı ay ve en çok zinanın yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl içinde boşanma davasını açmazsa dava açma hakkı düşer. Her iki süre de zaman aşımı değil, hak düşürücü süredir ve hakim tarafından resen nazara alınır.

MK.m.161/III’e göre “affeden tarafın dava hakkı yoktur”. Af, açık veya örtülü olabilir, fakat mutlaka affeden eşin serbest iradesinin ürünü olmalı, yani aldatma veya korkutma yoluyla elde edilmiş olmamalıdır. Af, kişiye sıkı biçimde bağlı haklardandır. Temsilciyle affedilme olanağı yoktur.

Acaba eşin zinasına önceden razı olma veya onu zinaya hazırlama ve yöneltme hali af sayılabilir mi? Yargıtay eşlerin birbirinin zinasına razı olmalarını ahlaka aykırı bulmakta ve bunu af mahiyetinde görmemektedir.

  • Uygulama şekli

Boşanma davası açıldıktan sonra karı veya kocanın herbiri dava devam ettikçe diğerinden ayrı yaşamak hakkını haizdir. Boşanma davası açılınca hakim davanın devamı süresince gerekli olan önlemleri kendiliğinden alır.

Kadının zina ettiği sabit bile olsa evlilik birliğinin devamı süresince kadının infak ve iaşesi kocaya yüklenen bir yükümlülük olduğundan kadın için uygun miktarda nafakaya dava tarihinden itibaren kendiliğinden hükmedilir.

Tarafların ergin olmayan çocuğu varsa anne yanında olması koşuluyla istek olmasa bile çocuk yararına da uygun miktar tedbir nafakasına dava tarihinden itibaren hükmedilmelidir.

Zina nedeniyle açılan boşanma davalarının sonuçlarına ilişkin tartışmalardan biri zina yapan eşe manevi tazminat verilip verilmeyeceği sorunudur. Zinanın diğer eşin saygınlığına haysiyetine ve şerefine yapılmış en ağır saldırı olduğu düşünüldüğünde zina durumunda diğer eşe manevi tazminat verilmesi gerekmektedir. Yargıtay, sonradan istikrar kazanan kararlarıyla sadakatsiz davranışın, diğer eşin kişilik haklarına ve aile bütünlüğüne ağır bir saldırı oluşturduğundan manevi tazminat verilmesini gerektiren bir eylem sayılması gerektiği noktasına gelmiştir.

Zina nedeniyle açılan boşanma davalarının sonuçlarına ilişkin bir diğer tartışma da zina eden tarafa velayetin verilip verilmeyeceğidir. Davalının zina etmesi velayetin ona verilmesini mutlaka engellemez. Velayetin verilmesinde sadece çocuğun güvenliği gözetilecektir. Zina nedeniyle boşanma davalarının velayet yönünden ayırt edici bir özelliği yoktur. Genel hükümler uygulanır.

Diğer boşanma sebeplerine dayanılarak açılan boşanma davalarında da olduğu gibi zinaya dayalı açılmış boşanma davasında da hakim ayrılığa hükmedebilir.

Ceza mahkemesinin boşanmaya konu olan bir suçtan vermiş olduğu mahkumiyet kararı öncelikle mahkumiyet kararında belirlenen maddi olay yönünden boşanma davasında hukuk hakimini bağlar ve o davada kesin delil teşkil eder. O halde hukuk hakimi gösterilen nedenle ceza mahkemesinde daha önce açılan ceza davasının sonucunu beklemelidir.

Eşlerden birinin sadakatsizliği nedeniyle diğer eş zinaya dayanarak boşanma davası açabileceği gibi, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine de dayanabilir. Ancak zina nedeniyle açtığı davadan feragat ettikten sonra aynı olaya dayalı olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma davası açamaz. Davacı davası zina sebebine dayanarak açmışsa, hakim her ne kadar zina evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olsa da bu sebebe dayanarak boşanma kararı veremez. Hakim iki tarafın iddia ve savunmalarıyla bağlı olup başka birşeye hükmedemez.

  • Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış

Medeni Kanunun 162. maddesinde düzenlenmiş olan bu özel boşanma sebebi esasında bir tek sebep değil bir bakıma iki ayrı boşanma sebebidir. Bunlardan biri “hayata kast”, diğeri ise “pek kötü veya onur kırıcı davranış”tır.

  • Hayata kast

Hayata kast, eşlerden biri tarafından diğerinin hayatına karşı yapılmış acı sonuç doğuran davranışlardır. Örneğin, eşini öldürme girişiminde bulunmak, onu intihara teşvik etmek veya zorlamak gibi eylem ve davranışlar “ hayata kast “ kavramına girerler. Fakat bu mahiyette olmayan fiiller, örneğin öldürme tehditleri ne kadar ciddi boyutta bulunursa bulunsun hayata kast sayılmaz.

Öldürme kastı ve niyetinin bulunmadığı eylemler diğer eş için yaşamsal bir tehlike yaratmış bile olsa cana kast nedeniyle boşanmaya karar verilemez. Buna karşılık elverişli araç sağlanmış olması koşuluyla eşin intihara kışkırtılması cana kast eylemi olarak kabul edilir[13]. Eşini öldürmek isteyen karı veya kocanın öldürmek için kullandığı araçlar öldürmeye elverişli olmasa bile eylem öldürme amacına yönelik olduğu için cana kast varsayılır.

Cana kast kusura dayanan bir boşanma nedeni olduğu için öldürmeye kalkışan eşin akıl hastası veya ayırtım gücünden yoksun bulunmaması gerekir. Akıl hastası olduğu anlaşılan eşin diğerini öldürmeye kalkışması durumunda kanunda yazılı diğer koşulların da varlığı halinde akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası açılabilir.

Cana kast özel ve mutlak nitelik taşıyan bir boşanma nedenidir. Eşlerden birinin diğerini öldürmeye yönelik bir eylemde bulunduğunun kanıtlanması durumunda boşanmaya karar verilmelidir. Hakim böyle bir eylemi tespit edince ayrıca ortak yaşamın bu yüzden diğer eş için çekilmez hal alıp almadığını incelemek yetkisine sahip değildir; kaldı ki buna gerek de yoktur.

  • Pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış

Pek kötü davranış, eşe yapılan eziyetler, onun bedensel ve ruhsal sağlığını tehlikeye düşürecek davranışlar, eşini hapsetmek, aç bırakmak, dövmek ve anormal cinsel ilişkiye zorlamak gibi ağır hakaretlerdir.

Pek kötü muameleler daha ziyade bedensel zulüm veya işkenceyi kapsamaktadır. Tekrarlanmamak koşulu ile tokatlama, hafif yaralama zulüm ve işkence sayılamaz. Zulüm ve işkencenin ise pek fena muamele kavramına sokulabilmesi için tekrarlanması şart değildir. Bir kere bile acımasızca dövmek yeterlidir. Yargıtay da pek fena muamele nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için dövme eyleminin bir defa yapılmasının yeterli olduğu görüşündedir.

Davalı tarafından gerçekleştirilen eylemin pek fena muamele sayılıp sayılamayacağını, tarafların sosyal statülerini, eğitim durumlarını ve yaşadıkları çevreyi göz önüne alarak hakim takdir edecektir.

Onur kırıcı davranışlar ise daha ziyade manevi saldırıları kapsamaktadır. Şöyle ki onur kırıcı davranışlar öğretide namus veya şeref ihlali başlığı altında sunulmaktadır. Yargıtayın uygulaması da bu yöndedir.

Pek fena muamelede bazı durumlarda eylemin tekrarlanması koşulu aranırken onur kırıcı davranışlarda çoğu zaman tek bir olay yeterlidir.

Bir hakaretin onur kırıcı davranış kapsamında olabilmesi için doğrudan doğruya davacının kişiliğine yönelmiş ve bu hakaretin tecavüz kastıyla yapılmış olması şarttır.

Pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış da kusura dayanan boşanma sebebidir. O halde, bu davranışlarda bulunan eşin ayırt etme gücüne sahip bulunması gerekmektedir. Ancak, diğer eşin tahriki veya bu davranışların hiddet anında yapılmış olması, kusuru tamamen ortadan kaldırır veya hafifletir, dolayısıyla da boşanmaya sebep olmaz.

Hayata kast ve pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış mutlak boşanma sebeplerindendir. Bu itibarladır ki, ayrıca ortak hayatın bunlar yüzünden diğer eş için çekilmez hale gelmiş olup olmadığının hakim tarafından araştırılmasına gerek yoktur.

  • Dava hakkının düşmesi
  1. m.162’ye dayanan boşanma davalarının belirli bir süre içinde açılması gerekmektedir. Canına kast edilen, pek fena muamele gören veya onur kırıcı bir davranışa maruz kalan eş bu eylemleri öğrendiği günden itibaren altı ay ve her halde eylemin yapılmasından itibaren beş yıl içinde bu davayı açmalıdır. Aksi takdirde dava hakkı düşer.

Süreler hak düşürücü süre olduğundan hakim tarafından kendiliğinden nazara alınmalıdır.

Sürelerin yanında mağdur eşin karşı tarafı affetmesi de boşanma davası açma hakkını ortadan kaldıran bir sebeptir. Af, örtülü-açık, sözlü-yazılı olabilir. Af kişiye sıkı biçimde bağlı haklardan olduğundan temsilci aracılığıyla ika edilemez. Affeden ayırtım gücüne sahip olmalıdır. İradeyi sakatlayan nedenler varsa af geçersiz hale gelir.

  • Suç işleme veya haysiyetsiz hayat sürme

Medeni Kanunun 163. maddesinde düzenlenen bu özel boşanma sebebi de bir tek değil, fakat biri “ suç işleme”, diğeri “haysiyetsiz hayat sürme” olmak üzere farklı olgulara dayanan iki ayrı boşanma sebebidir.

  • Suç işleme

MK.m.163’de “eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya … ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir” denilmektedir. Kanunun boşanma sebebi saydığı suçlar küçük düşürücü, yani utanç verici ya da yüz kızartıcı nitelikteki suçlardır. Bunlara örnek olarak adam öldürme, hırsızlık, dolandırıcılık, ırza geçme, güveni kötüye kullanma, sahtecilik, kalpazanlık, kaçakçılık, zimmet gibi suçları gösterebiliriz. Ancak bu şuçlar görünürde yüz kızartıcı olarak algılansa da suçun işlenmesi esnasındaki saik dikkate alındığında bazı durumlarda MK163’e dayanmayı haklı göstermeyebilir. Örneğin, meşru müdafaa amacıyla bir kimsenin öldürülmesi yüz kızartıcı olarak nitelendirilemez. Bununla birlikte siyasi suçlarında küçük düşürücü nitelikte olmadığı doktrinde genellikle kabul edilmektedir.

Öğretide yüz kızartıcı niteliğin suçun toplumdaki anlayışa ve ahlaki özelliklerine göre belirlenmesi baskın görüştür. Ceza kovuşturmasına konu olan bir suçun yüz kızartıcı nitelikte olup olmadığını hakim takdir edecektir.

Boşanma davasının açılabilmesi için, küçük düşürücü suçu işleyen eşin ceza kovuşturmasına uğramış ve bu suçtan dolayı hüküm giymiş olması şart değildir; bu tür bir suçun evlilik devam ederken salt işlenmesi yeterlidir. Evlenmeden önce işlenmiş olan bu tür bir suç boşanma sebebi sayılmaz.

Eğer boşanma davasının devamı esnasında ceza mahkemesinde görülen bir ceza yargılaması da görülmekteyse, bu yargılama hukuk mahkemesindeki boşanma davası için bekletici mesele yapılmalıdır. Şöyle ki, ceza mahkemesinin mahkumiyet kararı ile maddi olayı tespit eden beraat kararı hukuk hakimini bağlamaktadır.

Yeni Medeni Kanunumuza göre suç işleme kusura dayanan ve nisbi bir boşanma sebebidir. Dolayısıyla, küçük düşürücü suçun işlenmiş olduğu saptandığı takdirde, hakimin ayrıca ortak hayatın bu yüzden diğer eş için çekilmez hale gelmiş olup olmadığını araştırması gerekecektir. Bunun yanında kusura dayanan bir suç olması sebebiyle akıl hastalarına ve-veya ayırtım gücünden yoksun kimselere karşı suç işlemeye dayanan boşanma davası ikame edilemez.

  • Haysiyetsiz hayat sürme

Haysiyetsiz hayat sürme, toplumun anlayışına göre sürekli olarak namus, şeref ve haysiyet kavramlarıyla bağdaşmayacak şekilde yaşamaktır. Haysiyetsiz yaşamın iki unsuru vardır: şeref ve namus kayıtlarından uzak davranış ve süreklilik. Haysiyetsiz hayat sürmenin boşanma sebebi olabilmesi için yasanın lafzı ile bir olarak bu tür yaşamın evlenmeden sonra başlayıp hala sürdürülmekte olması şarttır.

Boşanmaya karar verebilmek için, eşlerden birinin haysiyetsiz hayat sürmekte olması yeterli değildir; ayrıca bu durumun ortak hayatı diğer eş için çekilmez hale sokmuş olması da gereklidir. Öyleyse, haysiyetsiz hayat sürmede nisbi bir boşanma sebebidir.

Akıl hastası veya ayırtım gücünden yoksun eşe karşı haysiyetsiz yaşam sürme nedenine dayalı olarak boşanma davası açılamaz. Buna dayanabilmek için suç isnat edilen eşin kusurlu hareket etmiş olması yani kastının bulunması gerekir. İrade olmayan bir yaşam biçimi süreklilik göstermiş bulunsa bile haysiyetsiz yaşam sürme olarak değerlendirilemez.

Gerek küçük düşürücü suç işleme gerek haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle açılacak boşanma davaları hakkında, herhangi bir hak düşümü süresi öngörülmüş değildir. Aksine MK. m. 163’de bu sebeplerden biriyle boşanma davasının “her zaman” açılabileceği belirtilmiştir. Ancak doktrinde bir görüşe göre haysiyetsiz yaşamın sona ermesinden çok sonra açılacak bir dava gerek MK. m. 2’deki dürüstlük kurallarına aykırı düşmesi ve gerekse MK. m. 163’teki çekilemezlik koşulunun böyle bir durumda gerçekleşmemiş olması nedeniyle reddedilmelidir. Yargıtaya göre ise Medeni Kanunun 163. maddesine göre haysiyetsiz yaşam nedeniyle açılacak boşanma davasında süre söz konusu olmadığından her zaman açılabilir. Ancak unutulmamalıdır ki; davanın her zaman açılabilmesi ayrı bir kavram, açılmış davada çekilemezlik unsurunun gerçekleşmediğinden bahisle davanın reddedilecek olması ayrı kavramlardır.

Son olarak; gerek suç işleme gerekse haysiyetsiz yaşam sürme nedeniyle boşanmaya karar verilirse bu eylemi gerçekleştiren kişiye ortak çocuğun velayeti verilemez. Haysiyetsiz yaşam sürme çocuğun velayetinin onun güvenliğine uygun biçimde kullanılması ile bağdaşmayan kusurlu bir davranıştır. Ancak durum suç işlemede daima bu şekilde değildir. Suç işlemede velayetin çocuğun güvenliğine uygun biçimde kullanılması ile bağdaşmayan bir boşanma nedeninin bulunup bulunmadığı incelenmelidir ki; bu da çoğu zaman saik ile alakalıdır. Bu durumda velayetin suçlu eşe verilemeyeceği kuralı suç işlemede, haysiyetsiz yaşam sürmedeki gibi mutlak bir nitelik taşımamaktadır.

  • Terk

Medeni Kanun, eşlerden birinin ortak hayata devam etmemek üzere ortak konuttan ayrılarak diğer eşi bırakıp gitmesini veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmemesini boşanma sebebi saymıştır (MK.m.164).

Kanun koyucu terk sebebiyle boşanma davası açabilmeyi bir takım şartalara bağlamıştır:

  • Ortak hayata son verme

Terkten söz edebilmek için, eşlerden birinin diğer eşi terk etmiş, ortak hayata son vermiş, birlikte oturulan ortak konuttan ayrılmış, kaçmış veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemiş olması şarttır. Bu bakımdan eşler ortak konutta bir arada oturdukları sürece, dargın olsalar, konuşmasalar, cinsel ilişkide bulunmasalar bile terk yoktur. Zira bu durumda ortak hayat az çok devam etmekte ve bu itibarla normal hale geri gelmesi daima mümkün bulunmaktadır.

Terk fiilinin ortak hayata son verecek şekilde gerçekleşmesi şarttır. Bu ise çok defa, karı veya kocanın ortak konutu bırakıp başka bir yere yerleşmesi ve bir daha ortak konuta dönmemesi ya da diğer eş tarafından ortak konuta alınmaması biçiminde olur. Eğer eşlerden birinin ortak konuttan kovulması veya ortak konutu terk etmeye zorlanması ve bir daha oraya alınmaması halinde terk eden, kovulan eş değil, onu ortak konuttan kovan veya ortak konutu terke zorlayan ya da onu ortak konuta almayan eştir (MK.m.164/I).

  • Evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmemek maksadının bulunması

Eşlerden birinin ortak konuttan ayrılarak başka bir yerde oturması, onun mutlaka da ortak hayattan kaçtığı anlamına gelmez. Bu itibarla askerlik hizmeti, öğrenim, hastalık, esirlik, hüküm giymiş olma gibi sebeplerle ortak konuttan ayrı bir yerde oturmak, terk değildir. Zira bu hallerde ayrı yaşayan eş de, “evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmeme maksadı” yoktur. Kaldı ki bu haller aynı zamanda m.164 anlamında birer “haklı sebep” tirler.

O halde, ortak konuttan ayrılarak başka bir yerde oturmanın teknik anlamda terk sayılabilmesi için, bunun haklı bir sebebe dayanmamış veya evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirmemek maksadıyla gerçekleşmiş olması şarttır.

Burada belirtmek gerekir ki m.164’de sayılan haklı sebeplerin ortadan kalkması ve buna rağmen ortak konuta dönmeyen eşin haklı sebebe dayanması söz konusu olamaz.

  • Ayrı yaşamanın en az altı ay devam etmiş olması

Boşanma davasının açılabilmesi için, ayrı yaşamanın en az altı ay sürmüş ve devam etmekte olması şarttır. Bu itibarladır ki, terk eden eş altı aylık süre sona ermeden ortak konuta geri döner ve yeniden birlikte yaşamaya başlarsa, bu süre kesilmiş olur. Aynı eş bir süre sonra ortak konutu terk ederse, bu tarihten itibaren yeni bir altı aylık süre işlemeye başlar. Pek tabiidir ki, böyle bir durumda hakkın kötüye kullanılması hükmü saklıdır.

  • Terk eden eşe ihtarda bulunulması

Terk edilen eş, boşanma davası açmadan önce hakime başvurarak, terk eden eşe ihtarda bulunmasını istemek zorundadır. Terk edilen eş hakime en erken terk olayını izleyen dördüncü ayın sonunda başvurabilir. Bu başvuru ve istem üzerine hakim, esası incelemeye girişmeksizin yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiğini ihtar ederek, dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur, yani davet eden eşin boşanma davası açma hakkını kazanacağını hatırlatır. Terk eden eşin adresi bilinmiyorsa ihtar ilan yoluyla yapılır. Terk eden eş bu ihtara karşın iki aylık sürenin sonunda ortak konuta dönmezse, ancak o zaman terk edilen eşin boşanma davası açması mümkün olur. Demek oluyor ki boşanma davası, en az terk olayından sonraki altıncı ayın sonunda açılabilecektir.

İhtar bir dava değildir. Bu itibarla yetki söz konusu olmayacağından davacı, yetki kurallarıyla bağlı olmaksızın herhangi bir mahkemeden eşinin evine dönmesi için ihtar yapılması isteminde bulunabilir. Görevli mahkeme ise, aile mahkemesidir.

Yargıtay içtihatlarına göre, ihtarın sonuç doğurabilmesi için, “ihtar isteğinden en az dört ay önce bağımsız ve ihtar gönderilen eşin girmesine amade bir ortak konutun hazırlanmış olması gerekir”.

İhtarın geçerli olabilmesi için, terk eden eşin gideceği yerin ayrıntılı olarak adresine, o yere ulaşabilmesi için gerekli olan gideri, ihtarın tebliği tarihinden itibaren iki ay içinde davet edilen ortak konuta gidilmesi gereğini, davete uyulmaması durumunda kendisine karşı boşanma davası açılacağını içermesi gerekir.

Hakim, kendisine başvurulduğu zaman, esasa girmeden, yani terkin şartlarının gerçekleşmiş olmadığını incelemeksizin terk eden eşe ihtarla bulunmakla yükümlüdür. Diğer bir deyişle, ihtar yapılmasına ilişkin istem, hakime işin esasını inceleme yetkisi vermez.

İhtar, bağımsız yargısal sonuçlar doğurmayan ve boşanma davası açılmadan önce hakim eliyle yaptırılması gereken bir işlemden ibarettir. Nihai bir karar niteliğinde olmadığından ihtar aleyhine temyize başvurulamaz, ancak boşanma hükmüyle birlikte temyiz edilebilir.

Kanunda belirtilmiş olan iki, dört ve altı aylık süreler dava şartı olup kamu düzenini ilgilendirdiğinden, hakimin bu süreleri kendiliğinden dikkate alması ve araştırması gerekir.

Terk kusura dayanan ve mutlak bir boşanma sebebidir. O halde hakimin, terk yüzünden ortak hayatın diğer eş için çekilmez hale gelip gelmediğini araştırmasına gerek yoktur.

Şartlar gerçekleştikten sonra, terk eden eşin ortak konuta dönmesi ya da dönme isteminde bulunması davayı etkilemez.

  • Akıl hastalığı

MK.m.165’e göre, “eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hatalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir”. Maddeden anlaşılacağı üzere akıl hastalığının boşanma sebebi olabilmesi için şu şartları haiz olması gerekmektedir:

  • Eşlerden birinin akıl hastası olması

Medeni Kanun her türlü hastalığı değil, bunlardan sadece akıl hastalığını boşanma sebebi olarak kabul etmiştir. Akıl hastalıklarının neler olduğu tıp bilimine göre saptanır.

Burada önemli olan akıl hastalığının boşanma davası açıldığı zaman var olmasıdır. Ne zaman başladığının önemi yoktur. Ancak evlenmeden önce de, evlenmeye engel olacak bir akıl hastalığı var idiyse ve bu evlenmeden sonrada devam edegelmekteyse, akıl hastalığı boşanma sebebi olması yanında aynı zamanda bir mutlak butlan sebebi de oluşturur.

  • Hastalığın iyileşmesinin imkansız olması

Medeni Kanun bütün akıl hastalıklarını değil, sadece şifasız olan, Kanunun diliyle “geçmesine olanak bulunmayan” akıl hastalıklarını boşanma sebebi saymıştır.

Boşanma sebebi olarak ileri sürülen bir akıl hastalığının geçmesinin mümkün olup olmadığının resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi şarttır. Resmi sağlık kurulunun raporunda hastalığın geçmesinin, yani tedavisinin mümkün bulunmadığının kesin olarak belirtilmiş olması da gereklidir.

  • Ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olması

Eşlerden birinin tutulmuş bulunduğu şifasız akıl hastalığının aynı zamanda ortak hayatı diğer eş için çekilmez hale getirmiş olması da şarttır. Kanun koyucumuz bu suretle akıl hastalığına nisbi boşanma sebebi niteliği vermiştir. Bu itibarla hakim, boşanmaya karar vermeden önce, ortak hayatın diğer eş için gerçekten çekilmez hale gelmiş olup olmadığını araştıracaktır.

Yukarıda belirttiğimiz şartların hepsi mevcut olduğu takdirde, diğer eş her zaman boşanma davası açabilir. Çünkü kanunumuz bu boşanma sebebinde herhangi bir hak düşümü süresi ön görmemiştir.

Görüldüğü gibi akıl hastalığı, kusura dayanmayan bir boşanma sebebidir. Kanunumuzun burada elverişsizlik ilkesine dayandığı söylenebilir.

Genel Boşanma Sebepleri

  • Evlilik birliğinin temelinden sarsılması

MK.m.166/I uyarınca “evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir”. MK.m.166/II’ de ise “yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” denilmiştir.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma sebebinin önemi, uygulama alanının çok geniş olmasından ve genel boşanma sebebi niteliğini taşımasından ileri gelmektedir.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasının kabulü için gerekli şartlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması

Evlilik birliğinin temelinden sarılmış olması, eşler arasında çok ciddi ve şiddetli bir geçimsizlik veya anlaşmazlık bulunması demektir. Eşler arasında baş göstermiş olan geçimsizlik veya anlaşmazlık her zaman evlilik düzenini temelinden sarsacak ciddiyet ve şiddette olmayabilir. Boşanma, ancak eşler arasındaki geçimsizlik veya anlaşmazlığın evlilik birliğini temelinden sarsacak derecede ciddi ve şiddetli olması durumunda söz konusu olabilecektir.

Eşler arasındaki geçimsizliğin bu derece ciddi ve şiddetli olup olmadığını saptayacak ve takdir edecek olan hakimdir. Hakim bu olguları doktrin ve mahkeme kararlarına göre saptar. Hakim, evlilik birliğinin devamında ahlaki ve toplumsal fayda olup olmadığını da göz önünde tutmalıdır.

Eğer eşler arasında evliliği sürdürme konusunda ruh ve istek kalmamışsa, aralarındaki anlaşmazlık onlardaki bu ruhu ve bilinci söndürmüşse, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğu sonucuna varılmak gerekir.

  • Ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olması

Eşler arasında baş göstermiş olan geçimsizliğin veya anlaşmazlığın aynı zamanda ortak hayatı çekilmez hale getirmiş olması da şarttır. Çekilmezliğin mutlaka her iki eş içinde söz konusu olmasına gerek yoktur; ortak hayatın eşlerden sadece birisi için çekilmez hale gelmiş olması yeterlidir. Ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olup olmadığı, eşlerin durumuna göre belirleneceği için, bu şart subjektiftir. Bu sebeple, ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olup olmadığını saptamada hakimin çok dikkatli olması gerekmektedir. Hakim bu konuda oldukça geniş takdir yetkisine sahiptir.

Ancak hakim, takdir yetkisini kullanırken, eşlerin karakterlerini, mizaçlarını, öğrenim ve kültür durumlarını, soysal konumlarını ve yetişme şartlarını mutlaka göz önünde bulundurmalıdır.

Eşler arasında doğmuş olan anlaşmazlık veya geçimsizliğin ortak hayatı çekilmez hale getirdiğinin kabul edilebilmesi için, bu durumun eşlerdeki evlilik ruhunu söndürmüş, onları evlilikten nefret eder duruma sokmuş olması gerekir.

Ortak hayatın çekilmez hal almış olmasının kabul edilebilmesi için, karı ve kocanın mutlaka bir araya gelmiş olmaları, yani “ortak hayatın bir süre devam etmiş olması” gerekliymiş gibi görünüyorsa da, Yargıtay’ın bunun aksini kabul eden kararları da vardır[40].

  • Kusur

MK.m.166/II uyarınca evlilik birliği eşler arasında ortak hayatı çekilmez hale sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kusurlu olsa dahi boşanma davası açabilecektir; yani dava açabilme hakkı, eşlerden birinin kusursuz olması şartına bağlanmış değildir. Başka deyişle, boşanma davası açabilmek için, geçimsizlikte dolayı evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olmasının mutlaka da eşlerden birinin kusurundan ileri gelmiş olması gerekmediği gibi, davacı eşin de bunda kusurlu olmaması şart değildir[41]. Eşlerden her ikisi de kusurlu olsa veya her ikisinin de kusuru bulunmasa bile, yine de boşanma davası açılabilir. Çünkü evlilik birliğinin sarsılması, kusura dayanan bir boşanma sebebi değildir.

Bununla beraber, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sonucunu doğuran geçimsizlikte davacı, davalıdan daha fazla kusurlu ise davalı eşin bu davaya itiraz etme hakkı vardır. MK.m166/II’de her ne kadar itiraz terimi kullanılsa da, bu kulanım teknik anlamda değildir. Çünkü itiraz teknik anlamıyla kullanılmış olsaydı, hakim dosyadaki belgelerden, davacının daha kusurlu olduğunu gördüğünde bunu resen nazara alıp davayı reddetmesi gerekirdi. Oysa, metin açı olarak, bu hakkın davalıda olduğunu söyleyerek, hakimin bu durumu resen göz önünde bulunduramayacağını belirtmiştir. Böyle olunca da MK.m.166/II’de yazılı olan itirazın, defi olduğu kendiliğinden anlaşılır.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açan olaylarda eşlerden hiç birinin kusuru bulunmayabilir. Böyle bir durumda pek tabii itiraz söz konusu olmayacaktır. Buna karşılık, evlilik birliğini temelinden sarsan geçimsizlik veya anlaşmazlık her iki eşin de kusurundan kaynaklanmış olabilir. Böyle hallerde ise eşlerden biri boşanma davası açmışsa, davalı eşin, aralarındaki geçimsizlikte veya anlaşmazlıkta davacının kendisinden daha fazla kusurlu olduğu yolunda itiraz etme hakkı vardır.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davacının davalıdan daha fazla kusurlu olduğu itiraz yoluyla ispat edilirse, davanın reddedilmesi gerekir. Bu sonuç, bir kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak kazanamaması ilkesinden doğan bir sonuçtur.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davacının daha fazla kusurlu olduğunun belirlenmesinde nasıl bir ölçü kullanılacağı önceden saptanamaz. Nitekim Yargıtay içtihatları da genellikle bu yöndedir.

MK.m166/II’de davalıya itiraz hakkı tanınmış olmakla birlikte, bu hakkın kötüye kullanılmasının yaptırımı da aynı hükümde belirtilmiştir. Şöyle ki, madde metninde “bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” denmektedir.

Davalı eş, boşanmayı ciddi ve samimi olarak arzulamakla birlikte, bunu bir pazarlık aracı yaparak davacı eşten daha fazla imkan sağlamak amacıyla itirazda bulunuyorsa, burada hakkını kötüye kullandığını hükmetmek mümkündür[43]. Bunun gibi boşanmayı ve yeni bir hayat kurmayı arzuladığını yakın çevresine samimi olarak duyuran bir eşin, salt davacıya güçlük çıkarmak amacıyla itirazda bulunması halinde de aynı sonuca varabiliriz.

Hakim, itirazda bulunan davalının bu suretle hakkını kötüye kullandığını saptarsa, boşanmaya karar verebilecektir.

  • Eşlerin anlaşması

MK.m.166/III’de “ evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır” denildikten sonra anlaşma sebebiyle boşanmaya karar verilebilmesi için aranan şartlar şöyle belirtilmektedir: “bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur”.

Anlaşmalı boşanmaya karar verilebilmesi için aranan şartlar:

  • Evlilik birliğinin en az bir yıl sürmüş olması

Bir yıllık bu süre asgari süredir. Evliliğin kurulmasından, yani evlenme töreninden itibaren en az bir yıl geçmedikçe dava yoluyla boşanma isteminde bulunmaya imkan yoktur.

  • Eşlerin boşanmak üzere birlikte başvurmaları veya bir eşin açtığı davayı diğerinin kabul etmesi

Eşler önceden aralarında anlaşarak boşanmak üzere birlikte başvurabilirler, yani boşanma davasını beraberce açabilirler. Ancak bu durumda çekişmeli yargı türünden olan boşanma davasında davacı ve davalı tarafı eşlerden hangisinin oluşturacağına dair farklı görüşler doktrinde mevcuttur.

Birlikte başvurmanın yanında aynı şart, eşlerden birinin açmış olduğu boşanma davasını diğer eşin kabul etmesiyle de gerçekleşmiş olacaktır.

  • Hakimin tarafları bizzat dinlemesi

Hakim her iki halde de, yani hem eşlerin birlikte başvurmaları, hem de bir eşin açtığı davanın diğerince kabul edilmesi durumunda da tarafları bizzat dinleyecektir. Bununla güdülen amaç, hakimin eşlerin iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmesini sağlamaktır. Hakim, eşleri bizzat dinleyip iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmedikçe boşanmaya karar veremez. Taraflar davayı vekilleri vasıtasıyla sürdürseler dahi, hakimin yine de tarafları davet ederek bizzat dinlemesi zorunludur. Diğer bir söyleyişle, bu sebebe dayanan boşanma davasında hakimin eşleri huzuruna davet ederek bizzat dinlenmesi “ olmazsa olmaz” şart niteliğindedir. Nitekim Yargıtay’ın bu konudaki yerleşmiş içtihadı da bu yöndedir.

  • Hakimin tarafların boşanmanın mali sonuçlarına ve çocukların durumuna ilişkin düzenlemelerini uygun bulması

Taraflar sadece boşanma konusunda değil, fakat boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu konusunda da anlaşmış olmalıdırlar. Taraflar, bu konuları düzenlemek üzere aralarında yapmış oldukları anlaşmayı hakimin incelemesine sunarlar. Bu anlaşma yazılı bir metin halinde düzenlenmiş olabileceği gibi, hakimin huzurunda sözlü olarak da açıklanabilir. Ancak, bu durumda sözlü açıklamanın mahkemede bir tutanağa geçirilerek her iki eş tarafından imzalanması gerekir.

Eşlerin anlaşmasıyla boşanmaya karar verilebilmesi, sunulan bu anlaşmanın hakim tarafından uygun bulunması şartına bağlanmıştır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak, kendisine sunulmuş olan anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişiklikler taraflarca aynen kabul edilmedikçe boşanmaya karar verilemez.

Kanun koyucu eşlerin anlaşmasına dayalı boşanma sebebinde, “bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz” demek suretiyle boşanma davalarında uygulanmakta olan “tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı” ilkesine bir istisna getirmiş olmaktadır. Bu istisna hükmü doktrinde bazı yazarlarca eleştirilmektedir.

Hakim, ancak yukarıda açıklanan şartların tamamının mevcut olması halinde boşanmaya karar verebilir. Bu şartların varlığı halinde hakim boşanmaya karar verir. Çünkü anlaşmalı boşanma mutlak bir boşanma sebebidir.

  • Ortak hayatın yeniden kurulamaması

Doktrinde eylemli ayrılık, fiili ayrılık olarak da isimlendirilen “ortak hayatın yeniden kurulamaması” olgusunun boşanma sebebi olarak kabulüyle güdülen amaç, birbirleriyle ortak hayatı sürdürme konusunda hiçbir şekilde anlaşamayan, uzunca bir süre ayı yaşayan ve bir türlü bir araya gelmeyen eşlerin boşanmalarına, “maddesel olarak çökmüş olan evliliklerin hukuksa yönden de sona ermesine imkan sağlamaktır”.

MK.m.166/IV’e göre, “boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir”.

Ortak hayatın yeniden kurulamaması sebebiyle boşanmaya karar verilebilmesi için gerekli olan şartları şöylece belirtebiliriz:

  • Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış davanın reddedilmiş olması

Daha önce açılmış, fakat reddedilmiş olan boşanma davasının, eşlerden hangisi tarafından açılmış veya hangi boşanma sebebine dayanmış olduğu önemli değildir. Önemli olan şart, daha önce bir boşanma davasının açılmış ve mahkemece reddedilmiş olmasıdır.

  • Red kararının kesinleşmesinin üzerinden üç yıl geçmiş olması

Daha önce açılmış boşanma davasının mahkemece reddedilmesine ilişkin kararın kesinleşmiş olması ve kesinleşme tarihinden başlayarak en az üç yıllık bir sürenin geçmiş bulunması şarttır. Ü yıllık süre tamamen dolmadan dava açmak mümkün değildir. Süre boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten başlanarak hesaplanır.

  • Ortak hayatın yeniden kurulamamış olması

Üç yıllık süre içerisinde ortak hayatın yeniden kurulamamış olması da gereklidir. Eşlerin bu süre içerisinde zaman zaman buluşmaları veya çocukların durumunu görüşmek amacıyla ara sıra bir araya gelmiş bulunmaları, aralarında ortak hayatın yeniden kurulmuş olduğunu göstermez[46]. Yeniden kurulma, ancak eşlerin bir araya gelip evlilik birliğini fiilen ve sürekli olarak sürdürmeleri halinde gerçekleşmiş sayılır. Aksi halde “yeniden kurulmadan” söz edilemez.

  • Eşlerden birinin istemde bulunması

Yukarıda incelediğimiz üç şartın gerçekleşmiş olması durumunda eşlerden her biri dava açarak boşanma isteminde bulunabilir.

Yanıt ver

Email adresiniz yayınlanmayacaktır tüm alanları doldurunuz. *